Günümüz dünyasında ülkemizde de en fazla kullanılan ilaçlar halini aldı antidepresanlar. Biliyoruz ki depresyonlar psikofizyolojik bozuklukların yol açtığı değil, daha ziyade psikolojik birikimlerin yol açtığı bir ruhsal rahatsızlıktır. Ama gerek insanların tembelliği ve bilinçsizliği gerekse ilacın kolay ulaşılırlığı nedeniyle günümüzde bir anrdepresan toplumu maalesef oluşturuldu.İşin üzücü tarafı tek başına antidepresanlarla depresyonlar tedavi edilemediği gibi bu ilaçları kullanan insanların zamanla yaşam akışları normalin dışına çıkıyor ve intihar eğilimleri artıyor. Bilimsel anlamda en doğru depresyon tedavisi ilaç ve terapinin bir araya gelmesiyle uygulanan kombinasyondur. Hafif depresyonlarda salt psikoterapi uygulanabilir ama ilerlemiş depresyonlarda tek başına terapi de ilaç da yeterli gelmemektedir.
Depresyon özünde yaşamdan gelen birikimlerin tasfiye edilememesi, çözüme kavuşturulamaması sonucu ortaya çıkan bir psikolojik çöküntü halidir. Bir şey kaybedildiği yerde aranır. Depresyonlarda insanlar yaşamsal normalleri yaşamın getirdiği zorlanmaların içinde kaybetmişlerdir. Yine yaşamın normallerini bulacakları yer de bizzat yaşamın içidir. Kaldı ki antidepresan ilaçlar bir miktar rahatlatma etkisiyle insanları hareketsizleştiriyor, algılarını zayıflatarak sunni bir rahatlama sağlıyor, yarattığı hereketsiz yaşam nedeniyle kiloyu tetikliyor ve gerçek anlamda yaşamın içindeki sorunları çözmek şöyle dursun ıskalatarak insanların zaman kaybetmesine ve pasif bir yaşam yaşamasına yol açabiliyor. Zamanla bu rahatsızlığa ve sırf antidepresan tedavisine maruz insanlar da bu açmazı görebiliyor ve terapi talebiyle arayışlara girebiliyor. Şunu vurgulamalıyız ki bilgi ve sistem toplumu olarak yetişmediğimiz için boğuştuğumuz duygu toplumu yapımız nedeniyle depresyona oldukça yatkın bir toplumuz.Bu gerçek son yıllardaki büyük nüfus hareketleri ve yaşam tarzımızdaki önemli değişiklikler nedeniyle daha da bariz bir hale geldi.Kendimizle,diğer insanlarla ve yaşamla ilişkilerimizin önemli değişikliklere uğradığı bu son yıllarda toplumumuzda artan sorunlar nedeniyle ciddi bir artış eğilimine giren depresyonları etrafımızda gözlemliyoruz. Bunun bir yanında yanlış yetişme tarzı ve hayata insan hazırlamadaki toplumsal zaaflarımız, bir yanında da son yıllarda yaşamımıza giren değişiklikler başat etkendir. İnsanların ruh sağlığını kendisiyle, diğer insanlarla ve yaşamla ilişkilerinin niteliği oluşturmaktadır. Bu ilişkilerin birinde, ikisinde veya tümünde olan normal dışı gelişmeler yaşamın da zamanla normal dışına çıkmasına ve depresyonlara yol açmaktadır. İnsanlar elbette bazı normal dışı yaşantılar sonucu depresyon sorunuyla karşı karşıya gelebilirler. Önemli olan bu psikolojik çukurdan nasıl çıkılacağıdır. Antidepresan ilaç kullanmak bu yöndeki en kolay ve eksik kurtulma çırpınışıdır. Günümüz gelişmişlik bilimiyle aslında depresif sorunlar neredeyse yüzde yüz çözülebilen sorunlardandır. Sık rastladığımız realite ise ya bu sorunu yaşayan insanlarımızın sorunlarına müdahelede gecikmişliği ya da yanlış bir tedavi yöntemiyle zaman kaybetmişliğidir. Doğrusu çözülmeyen depresif sorunlar kendiliğinden geçen bir karakterde değildir. Sadece ilaca dayalı eksik tedavi sorunu halletmek şöyle dursun çözümünü geciktirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Bu nedenle başlangıçta terapi desteği, ilerlemiş halinde ise ilaç artı terapi desteği gerektiren bu sorunun doğru yaklaşımla makul bir süreçte çözülebileceği ve önemli olanın doğru tedavi biçiminin seçilmesi olduğu unutulmamalıdır. Depresyonlarda ilaçların sağladığı geçici rahatlama biraz da antidepresan ilaçların sağladığı algı daralmaları nedeniyle hissedilen geçici rahatlamalardır ve kalıcı sonuçlar sağlamamaktadır. Bir gün bir eğitim semineri esnasında insanlara sordum "sizce ölüme en yakın hastalık hangisidir" diye. İnsanlar doğal olarak "kanser ,verem" gini bildiğimiz riski yüksek hastalıkları saydılar. Oysa bu hastalıkların hiç biri ani ölüme götürücü hastalıklar değildir. Dolayısıyla insanlara "yanılıyorsunuz insanları en hızlı ölüme götüren depresif rahatsızlıklardır çünkü bir an yaşamla arasındaki ipin kopması sonucu bu rahatsızlıklar intihar eğilimine yol açmaktadır" demiştim. Bu gün de aynı fikirdeyim. Ya ani ölüme yöneliş ya da keyifsiz ve verimsiz bir yaşam yaşamak için depresyonlar karşılaşabileceğimiz ve üstelik aslında çözümü de olan en yaygın sorunlardır. Şunu da belirtmeliyim ki depresyonlar bir yere kadar psikolojik sorun bir yoğunluktan sonra ise bir ruhsal hastalıktır. Ve yine hatırlatmak isterim ki depresyonlar sorun iken çözümlenmeyen psikolojik sorunların yoğunlaşması sonrası bir ruhsal hastalığa dönüşürler. Son yıllarda ülkemizde değişik sebeplerle yaygınlaşan bu sorunun önce ne olduğu sonra da nasıl ele alınması gerektiği iyi bilinmelidir. Ayrıca bu gün dünyada önemli bir antidepresan lobisinin olduğu da unutulmamalıdır. Gelişmiş ülkelerde bu gün ruh sağlığı açısından psikoterapi seansları belli sayıda sistem tarafından koruyucu ruh sağlığı hizmeti olarak sistem tarafından karşılanır iken bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde psikoterapi sistem tarafından karşılanmadığı gibi sisteme antidepresan tedavisi finanse ettirilmektedir. Bu tezata da tüm insanlarımızın dikkat etmesini önemle rica ederim.mesele çözmek mi uyuşmak mı meselesidir...
Ülkemizde depresyonlar en yaygın olarak insanların başka insanlarla olan ilişkilerindeki çatışmalar sonucu ortaya çıkmaktadır. Buna iletişim çatışmaları olarak da bakabiliriz. Çözülemeyen iletişim çatışmaları başka başka insanlarla da yaşanmaya başlandığında insanlarda bir yalnızlaşma, kabuğuna çekilme ve iç sorgulama dönemi başlar. Bu iç sorgulamalar, kırgınlık ve kızgınlıklar ve bunların yarattığı psikolojik yorulmalar aslında insanları depresyona götüren sürecin ta kendisidir. Kuluçka dönemini bu şekilde yaşayan depresyonlar ama zamanında müdahale etmeme ama ilaç yoluyla eksik ve kolaycı yaklaşımlar sonucu gelişir ve kronik bir ruhsal bozukluğa dönüşürler. Hatta ilaç tedavisinin bir sorunu da o ilaçların kullanımı bırakıldığında ortaya çıkmaktadır. İlaçla yaşamaya alışmış insanlarda bir boşluğa sürüklenme yaratmaktadır. Bu nedenle depresyonun aslında abartılmayacak bir insani sorun olduğunu ama doğru yaklaşımla ve zamanında müdahale edilmezse yılları yiyebilecek bir sorunlar silsilesine dönüşebildiğini unutmamak gerekir. Psikolojik yorgunluğun yol açtığı psikolojik direnç eksikliklerinin tetiklediği depresyonlar çoğunlukla kaynağı yaşamın içinde olan çözülememiş sorunların doğurduğu ruhsal bozukluklardır. Bu bozuklukları sırf biyokimyasal yaklaşım olan ilaç tedavisiyle rehabilite edebilmek bilimsel olarak da mantıken de mümkün değildir.Zira düşünme ve irade kullanımını sınırlayan her yaklaşım depresyonları daha da tetikleyecektir.
Doğru olan öncelikle depresif problemler başladığında hiç zaman kaybetmeden sorun henüz hastalığa dönüşmemiş iken psikolojik destek almaktır. Daha ileri aşamada ise psikiyartik destek ile psikolojik desteğin bir arada alınması gerekecektir. Şunu belirtmeliyim ki biz psikologlar aslında psikolojik sorunların hastalığa dönüşmemiş halinde topluma koruyucu ruh sağlığı hizmeti veren uzmanlarız. Zaten sorunlar hastalığa dönüşmeden gerekli psikolojik destek alınarak çözüme kavuşturulsa bu ülkenin insanları da bu kadar depresyon ve diğer ruhsal hastalıklarla boğuşmak zorunda kalmayacaklardır. İçeriği bilinmeden biz psikologları da deli doktoru olarak gören toptancılık terk edilmeli, özünde anlamak ve desteklemek yatan bu mesleğin günümüz dünyasındaki sorunların çözümündeki önemi fark edilmelidir. Bu anlamda slogan gibi bir çağrımız vardır,"her sağlıklı ailenin bir psikoloğu olmalıdır".