Kadınlara erkeklere göre daha duygusal yaratılmış ve olayları olduğundan daha derin yaşayan varlıklardır.Bu özellikleri kadınların daha hassas bir psikolojiye sahip olmalarıyla da doğrudan alakalıdır.Aslında kadınların duyarlılığı ve erkeklerin soğukkanlılığı tamamlayıcı işbirliği açısından bir birbirlerini dengeleme yatkınlığıdır.Doğru kullanılabilse bundan erkekler de kadınlar da istifade ederler.Ama çoğunlukla doğru ölçülendirememe sorunları nedeniyle bu öncellikler sağlıklı bir işbirliği zemini olarak kullanılamaz.Kadınlarla erkeklerin psikolojik yapıları oldukça farklıdır.karşı cinse yönelimde bile kadınlarda ait olma,erkeklerde sahip olma duygusu ön palndadır.Her iki cinsiyet de birbirlerini yeterince tanımadığından sağlıklı bir işbirliği ülkemizde yeterince kuramamkta hatta pek de fazla birbirlerini anlayamamaktadır.

Kadınlar sadece duyarlılıkları değil,yetiştirilme tarzları ve beklentileri itibarıyla da ülkemizde depresyona yatkın yetiştirilmektedir.Ülkemizdeki depresyon vakalarının %79'u maalesef kadındır.Bunun bir sebebi kadınların duyarlılığı ise diğer bir sebebi ise edilgen bir yapıda yetiştirilmesidir.Öyle ki kadınların mutluluğu çoğunlukla eşlerinin onlara verdiği değer,eşlerinden gördükleri sevgi,eşlerinin ve çocuklarının başarısı üzerinden gelişmektedir.Zaten edilegnliğin ortaya çıktığı noktada da bu özellikleridir.Çünkü başkasının yaptıkları ve yaklaşımları üzerinden mutlu olmak edilgen ve kendine dayandırılmayan bir mutluluk anlayışıdır.Bu Türk kadının hayli yaygındır.Ama aynı zamanda bir hayli de sakıncalı ve risklidir.Çünkü bir insanın birey olabilmesinin temel koşulu kendi kendine yetebilmesi ve kendi ayaklarının üzerinde durabilmesidir.Eğer ülkemizde kadınlar erkeklere bu kadar bağımlı yetiştirilmese ve daha çok kendileri olma yolunda gelişmelerine ön verilmiş olsaydı başka bir kadın duruşu da pekala ortaya çıkabilirdi.Ama gelin görün ki Türkiye'de erkekler abartılmış,kadınlar biraz bastırılmış cinsiyetler olarak yetiştirilmiştir.Bunun kadınlarımızın yaşamına,özgüvenlerine ve ilişkileri ve evliliklerine olumsuz yansımaları halen yaygın olarak yaşanmaktadır.
Bir insan düşünün mutluluğu kocasının davranışlarının çocuklarının başarısına bağlanmış ve kendi eylemleri ile kendisini mutlu edebilecek bir alan kendisine sağlanmamış.Böylesi şartlarda bir insanın mutluluğunda da mutsuzluğunda da kendisinin belirleyici olamaması gibi acıklı bir durum ortaya çıkmakta ve Türk kadını yaygın olarak bunu yaşamaktadır.Aslında kadını eve hapsetme,hayata dahil etmeme,eğitimine önem vermeme,çalışma hayatına sokmama gibi baskılamaların toplum olarak çok ağır bedellerini ödedik,ödemeye de devam ediyoruz.Çünkü kadını bu geri plana çekmeci geleneksel tutum kadınlarımızın kendilerini yetiştirme ve geliştirmelerini önlemiş,onların eş olma ve anne olma kalitelerinin de düşmesine yol açarak yetişen çocuklarımıza kadar bir dar alanda yaşayan insan etkilerinin girmesine yol açmıştır.Bu yanlış paradigma yavaş yavaş kırılmakta belki ama halen katetmemiz gereken çok mesafeler olduğu da aşikardır.Bu nedenle Türkiye ölçeğinde kadının sınırlandırılmış cinsiyet olduğunu,bu nedenle tam anlamıyla kendini gerçeklştiremediğini ve sağlıklı bir kadın duruşu üretmekte zorlandığını kabul etmeli hatta aynı yanlışlara devam ederek kızlarımızı bu kısır döngü içerisinde yetiştirmemeliyiz.
Kadın depresyonlarının temelinde karşı cinsten talep görmeme,evlilik sorunları,cinsel doyumsuzluklar,aşırı baskı ve saygı ve kabul görmeme sorunları baş roldedir.Üzücüdür ki depresyon yaşayan kadınların çoğunluğu evlidir ve yaşadığı depresyon hali ile evlilik ilişkisindeki sorunların arasında kuvvetli bir bağ vardır.Ülkemizde erkeklere de kadınların duygusal yapıları,erkekten beklentileri noktalarında doğru bir bilinç aşılanmamakta ve daha çok aileler oğullarını kadınlarına hükmetme dürtüsüyle yetiştirmektedir.Bu durumda evlilikte çok da fazla ciddiye alınmadığını,değer görmediğini hissedebn kadının duygusal olark kendini mutlu hissedebilmesi mümkün değildir.Zaten biz kadınlarımızı da erkeklerimiz de işbirliğine yatkıninsanlar olarak yetiştirmiyoruz.Hakim olma,yönetme tutkusu çok ön palnda olan asker bir millet olduğumuz için kadınımızda da erkeğimizde evliliklerinde eşleriyle yaşamı paylaşmaktan çok ilişkiye hakim olma ve evliliği yönetme tutkusunun ağır bastığını görüyoruz.Bu en başta erkeklerimizin de kadınlarımızın da paylaşma ihtiyacını ilişkilerinde karşılayamamasına hatta bazen aldatmalara sebep olabilmektedir.Bu nedenle şunu rahatlıkla söyleyebilriz ki hele de şimdiki kentli ve modern hayatı yönetmeye bizim geleneklerimiz yeterli gelmemekte,insanlarımızın çoğunlukla bocalamasına yol açmaktadır.

Erkekler yaşamsal dorumlulukları gereği daha dışa dönük bir hayat yaşadıklarından bu toplumsal tıkanmalardan kadınlar kadar etkilenmemektedir.Zaten erkekler etken,kadınlar edilgen mutluluk anlayışına sahip olduklarından erkekler bir şekilde hayatın içinde kandilerini mutlu edebilecek alternatifler yaratabilmektedir.Ülkemzide halen kadınların böylesi geniş bir hareket alanı yoktur.Sorumlulukları daha çok ev,eş ve çocuk olarak özetlenmiş ev içi sorumluluklardır ve kendine alternatif yaratma,deşarj olmaseçenekleri erkekler kadar geniş değildir.Eğer eş de anlayışlı değilse,eşine gereken önem ve değeri vermiyorsa o kadında en başta kendini değerli hissetme yönü törpülenecek ve aşama aşama iş depresyone kadar gidecektir.

Depresyon; sevgisizlik,doyumsuzluk,değersizlik,paylaşamama ve deşarj olmama hallerinin yarattığı yıpranmanın insanı mutsuz ve umutsuzlaştırdığı aşırı çöküntü halidir.Bunu kadınların daha çok yaşamaları toplumsal kodlarımızda kadının yeri ile alakalıdır.Üstelik gayet anlayışsız ve insafsız şekilde bu toplumda kadından verilenle yetinmesi,kendisinin belirleyici olmaması ve bundan da rahatsızlık duymaması beklenmektedir.Bu bakış aslında medeniyette de ne halde olduğumuzu açıkça ortaya koymaktadır.Bir şey isteme ve verilene razı gel,üstelik ne istenirse de yap şablonuna oturmuş bir kadın yaşamından mutlu kadınlar,mutlu ilişkiler,mutlu evlilikler,doğru yetiştirilmiş çocuklar üretmek aslında hiç de olası değildir.Çünkü ışık ışıktan türer.Bir insan kendisi mutlu olabilecek ki partnerine de mutluluk verebilsin.Ama biz toplum olarak adeta ayağımıza kurşun sıkarcasına senelerce hem kadınlarımızdan yakındık hem de doğru kadın nasıl yetiştirilir diye hiç kafa yormadık.Aslında kadınlar erkeklere oranla değişime daha açıktır.Eğer bir şeyleri doğru yönde değiştirme çabasına girseydik kadınlarımız buna çok hızlı bir şekilde uyum sağlarlardı.Yapamadık...
Hal böyle olunca az şey öğretip gösterdiğimiz ama çok şey beklediğimiz bir kadın manzarası ile karşı karşıya toplum olarak kaldık.Bu manzara doğru bir yaşam formasyonu kazandırılmayan kadından her şeyin en doğrusunu beklemek gibi zorlayıcı ve zorlanıcı bir manzaranın kadınlar aleyhine ortaya çıkmasına yol açmıştır.Hem istenenleri nasıl karşılayabileceği öğretilmemiş hem de istenilmesinden de vazgeçilmemiş bir kadın manzarası bu ülkede yaygın olarak yaşanmaktadır.halen kadının söz hakkının ve değerinin olmadığı bölgelerimiz bulunmaktadır.Zaten genel olarak insani gelişimde hiçte iyi bir yerde olmadığımız malumdur.Böylesi çetrefil şartlarda kadınlarda özgüven ve öz saygı gibi duyguların gelişmesi,kadının birey haline gelmesi elbette zordur.Erkeklerimiz ise genelde gündelik yaşamakta ve çok seçenekli düşünmemektedir.Örneğin bir erkek zamansız bir ölüm yaşasa o erkeğin çocukları,malları karısının eline kalacaktır.Bu durumda erkekleribn aslında güçlü kadından yana olmaları beklenirken ülkemiz partiğinde tam tersi yaşanmaktadır.Kadın sürekli ikinci plana itilmekte normal insani saygıyı görmemektedir.Hele erkeklerimiz evlerinin ihtiyaçlarını maddi olarak karşıladı mı tüm görevlerini yapmış olduklarını düşünmekte zamanla evliliklerinde duygusal paylaşımı ihmal etmektedirler.Bunların yanında büyüklerine baktırmak isteyenler,ailesinin buyruğundan çıkamayanlar,eşine söz hakkı tanımayanlar,sevgi ve şevkat göstermeyenler gibi bir dizi yanlışlar silsilesini maalesef erkeklerimizde hayatın içinde görebiliyoruz.işte tüm bunlar bir gün iyice birikiyor ve kadınları bırakın beklentilere cevap vermek kendisine bile hayrı kalmayan bir çöküntüye düşürebiliyor.İşte kadın depresyonları dediğimiz şeyin ortaya çıkışı bu sebeplerin yoğunlaşmasından ve taşınabilir halden çıkmasından sonra başlıyor.
Bilinmeli ki depresyon bir psikolojik hastalıktır ve kendi içinde değişik türleri vardır.Bir psikolojik sorun kadar bile hafife alınamaz ve tedavisiz düzelmez.Bu nedenle depresyonlarda kendiliğinden geçer zannına düşmeden ve zaman kaybetmeden tedaviye yönelmekte fayda vardır.depresyon tedavilerinde tek başına ilaç tedavisinin yeterli gelmediği,yanısıra psikoterapi görülmesi de gerektiği bilinmelidir.kaldı ki günümüzde çok yoğun kullanılan antidepresan ilaçlar tek başına depresyonu çözmediği gibi bir çok yan etkisi ile insanları olumsuz da etkileyebilmektedir.Bilinmelidir ki depresyon gibi temelinde psikolojik zayıflamanın yattığı ruhsal hastalıklar neredeyse yüzde yüz tedavisi olan hastalıklardır.tedaivisiz aşılmaz ama tedavi olunursa da insana yapışmaz.